Bulgar Kızı Stefana’dan Maraşlı Zübeyde’ye Tesettür Neyi Temsil Ediyor

Bulgar Kızı Stefana’dan Maraşlı Zübeyde'ye Tesettür

Bulgar Kızı Stefana’dan Maraşlı Zübeyde’ye Tesettür Neyi Temsil Ediyor

Mustafa Uçar

“Sanmayın ben sıradan bir kumaşım, yurdumun göğünde dalgalanan al bayrak,Türk anasının başında oyalı yazmayım”
Saye

……….

Stefana 16 yaşındaydı.

Henüz küçük bir çocukken yetim kalmıştı. Annesi ile birlikte yaşayan bir Bulgar kızıydı. Hristiyanlık dinine mensuptu.

Selanik’in Avrathisar kazasına bağlı Boğdançe köyünde yaşayan Stefana’nın hayatı fukaralık ve zorluklar içinde geçiyordu.

Genç kızın hayatı bir Müslüman olan Emin Efendi ile tanışması sonrası tamamen değişti. (Bazı kaynaklar Müslüman gencin adının Mustafa olduğunu da dile getirmektedir.)

İki genç birbirine âşık oldu ve evlenmeye karar verdi. Bunun için tek yol, kızın Müslüman olmasıydı.

Stefana, kendi hür iradesiyle Müslüman oldu ve Ayşe adını aldı; ama Boğdançe rahibinin baskısı üzerine annesi itiraz etti.

Kızının zorla Müslüman yapıldığını iddia ederek Selanik’te valilik makamına şikâyet etti. Bunun üzerine Ayşe, Selanik’e giderek şahitler huzurunda ihtida yaparak Müslüman olduğunu söylemek zorunda kaldı.

Boğdançeli Hristiyanlar, Ayşe’nin Selanik’e gittiğini ABD’nin Selanik Konsolosu Hacı Lazarov’a iletti.

Aslen bir Bulgar olan Lazarov, 150 kişi ile Selanik garını kuşatarak Ayşe’nin gelmesi için pusuya yattı.

Ayşe yalnızca Müslümanlığı seçmemiş, ferace de giyerek Müslüman gibi yaşamaya başlamıştı.

Ayşe, tren garında inince ilk işi zabitlerin yanına giderek durumunu anlatmak oldu. Türk askerinden kendisini valiliğe götürmelerini istedi.

Ayşe’nin yanına biri onbaşı olmak üzere üç Mehmetçik verildi.

Ayşe ve askerler daha kapıdan çıkar çıkmaz Lazarov’un adamları Ayşe’yi yakaladı. Türk askerinin yanında bir Müslüman kızı feracesi yırtılarak üstelik Amerika Birleşik Devletleri’nin konsolosu tarafından kaçırıldı.

Ayrıca Lazarov kızı kaçırmakla kalmamış ABD’ye gönderdiği raporlarda Müslümanların kızı zorla alıkoyduğunu iddia etmişti.

Sonradan bu raporlar ABD medyasında yayınlanınca kamuoyu Osmanlı’nın aleyhine döndü.

Müslüman ahali ise kızın biran evvel teslim edilmesi için Selanik’te toplanmış ve Selimpaşa Camisi’ni protestoların merkezi haline getirmişti.

Olaylar giderek daha karmaşık hale geldiği bir sırada hiç beklenmeyen bir gelişme yaşandı. Almanya ve Fransa’nın konsolosları Jules Moulin ve Eric Abbott öfkeli kalabalığın bulunduğu Selimpaşa Camisi’ne geldiler.

Bu iki konsolos Türk yetkililere hiçbir bilgi vermeden ve herhangi bir güvenlik önlemi alınmadan biranda öfkeli kalabalığın arasına daldı.

Vali Refet Paşa, haberi aldığında iş işten çoktan geçmişti.

Derhal Osmanlı donanmasına haber verilerek takviye birlik istendiyse de iki konsolos öfkeli kalabalık tarafından linç edilerek öldürüldü…

Yabancı devletlerin İstanbul’daki elçileri hadiseyi haber alır almaz Rusya elçisi İğnatiyef’in başkanlığında bir toplantı yaptılar. “Mensup oldukları devletlere hadiseyi yazıp, donanma istemeye, karaya asker çıkarıp Selanik ve havalisini işgal ettirme­ye” karar verdiler. Derhal muhtelif devletlerin gemileri de, Selanik limanına geldi­ler. Bunun üzerine hemen harekete geçen Babıali, Selanik Valsi Refet Paşa’yı gö­revden aldı.

Hadisede ismi geçen 54 kişi tutuklandı, elebaşları addedilen 6 kişi der­hal idam edildi ve maktul konsolosların mensup oldukları devletlere teessür ve tazi­yelerle birlikte toplam 900.000 Frank konsolosların ailelerine tazminat ödendi. Böy­lece, Osmanlı Devleti’nin Selanik Vilayeti Almanya ve Fransa Konsoloslarının öl­dürülmesi olayı, Avrupa Devletleri’nin Selanik’e asker çıkarmasına gerek kalmadan çözüldü.

Bu olayı, Bulgarlar ve Rumlar çıkarttıkları halde onlara hiç dokunulmadı. Al­manya ve Fransa konsoloslarının feci ölümlerine sebebiyet verenler cezasız kaldı.

Olay bütün elçi ve konsoloslar ile yabancı tüccarları korkuya, dolayısıyla devletleri Osmanlı Devleti aleyhine sevk etti.

Yaşanan süreç, kahredici ve çok hazindi

Genç bir kıza saldırıp zorbalıkla kaçıranların, ceza almak bir yana mahkemeye bile çıkarılmaması, Amerikan Konsolosu Lazzaro’ya hiçbir yaptırım uygulanmaması hükümetin her tavize boyun eğmesi vicdanları kanatmıştı.

İstanbul gazeteleri tahrik edici yayınlar yapıyordu.

Hükümet, suçluları cezalandırmamış, devlet onurunu ayaklar altına alıp Batılı devletlerin öfkesini dindirmek için kendi vatandaşlarını katletmişti.

Bu kanaat, binlerce insanı sokağa döktü. Fatih Medresesindeki talebelerin başını çektiği isyan dalgası kısa zamanda bütün İstanbul’u sardı. Nedim Paşa vezaretten çekildiği gibi linç edilmekten korkarak şehri terk etti.

Sultan Abdülaziz’i devirmek için fırsat kollayan Hüseyin Avni Paşa liderliğindeki cuntaya da gün doğdu. Önce Sultan’ı devirdiler ardından bileklerini keserek ölümüne sebep oldular. Sonrasında halk arasında 93 harbi diye bilinen Osmanlı-Rus Savaşı (1877-1878) başladı. Rumeli’deki kayıplardan başka Kars, Ardahan gibi doğu vilayetleri de elimizden çıktı.

Küçücük bir köyde başlayan masum bir aşk hikâyesi, masum Padişahı kuşatmış teslimiyetçi ve menfaatperest paşalar ve muktedir olmayan yöneticilerin elinde nasıl sonuçlar doğuracağının örneği olarak tarihe geçti…

MARAŞLI ZÜBEYDE

İşgalci Fransız kuvvetlerinin kente girişinden 2 gün sonra, 31 Ekim 1919’da tarihi Uzunoluk Hamamı’ndan çıkan Türk kadınlarından biri olan Zübeyde’ye, Fransız devriyeleri ve Ermeniler sarkıntılık yaparak “Burası artık Türklerin değil, bu memlekette bizim dediğimiz olacak.Çıkarın feracenizi açın yüzlerinizi” diyerek saldırdı.

Kadınlardan biri olayın etkisiyle bayılınca diğer kadınlar da feryat etti. Hamamın yakınındaki Kel Hacı’nın kahvesinde bulunan Maraşlılar, olay yerine gelerek Ermenileri uyardı fakat askerler sarkıntılığa devam etti.

Bunun üzerine Çakmakçı Said ve Gaffar Kabuloğlu Osman, kadınları işgalcilerin elinden almak isterken dipçik ve kurşunla ağır yaralandı. Bu sırada yan tarafta küçük bir dükkanda süt satan Sütçü İmam, tabancasını alarak olay yerine geldi. Silahını, kadınlara sataşan ve Çakmakçı Said’i yaralayan Ermeni askerin üzerine doğrultarak ateşledi. Kurşun isabet eden Ermeni yere düştü, diğerleri ise kaçtı.

Maraş’ta düşmana sıkılan bu ilk kurşun ile Türk milleti, işgalcilere ve Ermenilere, yaptıklarının yanlarına kalmayacağını gösterdi.
Kendi iradeleri ve gayretleri ile Maraş’ı işgal kuvvetlerinden tamamen temizledi…

9 Mayıs 2025

Ankara

Bu yazıyı paylaş:

Türk ve İslâm tarihi üzerine çeşitli araştırma çalışmaları olan yazar, Yozgat’ta dünyaya gelmiş eğitim yaşamına Ankara’da devam etmiştir. Lise yıllarında, Mamak Askeri Cezaevinde yatmakta olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu ziyaret etmek suretiyle onunla tanışma bahtiyarlığına erişmiştir. Kara Kuvvetleri Astsubay Sınıf Okulu’ndan...

Yorum gönder