Başbuğ’un Gözyaşları

Mustafa Bozok Başbuğ'un Gözyaşları

Başbuğ’un Gözyaşları

Mustafa Uçar

Osmanlı’da, ajan olarak bulunmuş, İngiliz olan yaşlı bir adam, 1956 yılında (Amerika’da) Washıngton’da bulunan daimi gurup da bir seminer veriyordu…

Bu seminerde,Amerikan subaylarının yanısıra, dünya ülkelerinin kurmay subayları ve İngiliz üst yetkilileri vardı…

Başka İngiliz bir üst yetkili : “Bu seminer, Osmanlı neden kaybetti” konusunda özel bir seminerdir, diye bir açılış konuşması yaptı..

Sözü bana verdi..

Tüm Osmanlı topraklarını gezmiş yaşlı bir adam olarak elimde kalın bir kitap olduğu halde kürsüye geldim…

Bütün dinleyiciler seçme insanlardı…

Tek tek gözlerinin içine baktım, içlerinde bir TÜRK vardı…

Kırk yaşlarında gösteriyordu.
Vakur duruşu ve kurt gibi bakışı dikkatimi çekmişti..

Ben, “büyük savaşlar silah ile kazanılmaz!” diye konuşmaya başladım…

Elimde ki kitabı havaya kaldırdım…

Osmanlı’da Türkler bu kitabı okurken, ben dinlemekten sıkılırdım, çünkü okuduklarından hiç bir şey anlamazdım…

Ancak Osmanlı’da okumasını bilmeyenler ve okunanı anlamayanlar,bu kitap okunmaya başladığında,
bütün işlerini bırakırlar, abdest alırlar (Özelikle belirtiyorum) başlarına muhakkak takke koyarlardı…

Halâ Türklerin kur’an a olan yüksek saygısını ve paygamberlerine karşı olan çılgınlar gibi aşklarını anlamış değilim…

Kitabın göbekten yukarda tutulmasına dikkat ederek özel bir saygı ile iki diz üzerine otururlar, kafalarını önlerine eğerler, ortamda okuyanın ses çıkmaz, ve kitabın okunması bitinceye kadar huşu ile dinlerler hemen hemen her dinleyenin gözlerinden yaş akardı…

Nefes aldıklarını dahi farketmezsiniz…

Okunanları anlamadıklarını biliyorduk.
Asıl merak ettiğimiz,
neden, bu kitap okunmaya başladığında, tüm işlerini bırakırlar, konuşmazlar
abdest alırlar ve sessiz bir şekilde dinlerlerdi ve takke sünnettir diyerek taviz vermezlerdi…

Anlamadıkları halde bu kitap bu insanlara nasıl böyle bir etki yapıyordu, hayret etmemek mümkün değildi…

Bu konuda günlerce düşünmüştük…

Bizde incile böyle bir saygı gösterilmezdi…

Dünyada hiç bir kitaba böyle bir saygı gösterilmezdi…

Sonra tesbit ettik ki;
Önce; topluluğa bakarak, sonra yavaş yavaş elimdeki kitabı havaya kaldırarak, müslümanları sessiz sessiz ağlatan, gözlerinden yaş akıtan, bu kitab;
Kur’ân-ı kerîmdi dedim…

Bu etkinin sebebini…
anlamıştık…

Türkler bu kitabı akılları ile değil kalbleri yani ruhları ile dinliyorlardı…

İman, akıl ile değil kalb ile olur diyorlardı…

Bu kitab orijinaldir temizdir kirlenmemiştir…

İnsan görüşü karışmamıştır,
Allah’dan, peygambere geldiği gibidir ve Allah’ın kitabıdır..

Bu kesindir…

Türklerin de imânı temizdi, saftı, kirlenmemişti, hakiki idi..

Halbuki incil öyle değildir.
Allah’ın gönderdiği,
İSA peygambere gelen
incil insanlar tarafımdan değiştirilmişti.
İnsan görüşleri yorumları incile karışmış, incil bozulmuştu.
104 incilden seçilerek insanların yazdığı dört incil biz hrıstiyanlara Allah’ın kitabı diye okutuluyordu…

İtiraf etmek gerekirse biz bunu biliyorduk…
Ancak;
Geleneksel olarak oluşan ve devam eden, vatan, millet, din bağlılıklarını terk edemiyorduk, topluma uyuyorduk…

İçine;
insan sözleri ve görüşleri karışmış incil İlahiliğini kaybetmiş ve
kirlenmişti…

İngiltere’de;
yaptığımız bir toplantıda bizde Kur’ân-ı değiştirelim
dediğim de,
Osmanlı’da beraber
ajanlık yaptığım
Christopher,
bu mümkün değil dedi..
Evet, Kuranı değiştirmek
mümkün değil..

Çünkü diye devam etti..Bütün dünya kütüphanelerinde on binlerce orijinal kuran var. Toplamak yok etmek mümkün değil, toplasanız yok etseniz dahi bütün dünyanın her tarafında yüz binlerce hafız var ve tüm Kur’ân-ı kerîmi ezbere biliyorlar…

Her hafız Kuranı, kendi memleketlerde ayrı ayrı yazsa, notası virgülü değişmeden aynısını yazarlar!
Christopher bunu söyleyince
Kur’ân-ı kerîmdeki bir âyet-i kerîmeyi hatırladım…

“Onu biz indirdik biz koruruz!”

Madem Kur’ân-ı kerîmi değiştiremeyeceğiz,
başka bir şey olmalı.
Bir şey yapmalıydık..
Bu kitaba olan, bu saygı yok olmalı idi..

Bu saygının gücünü müslümanlardan,
Türklerden almamız lazımdı!
Bu saygının gücü dünyayı titreten OSMANLI DEVLETİNİ kurmuştu…

[not; Osman Gazi’nin
Kur’ân-ı kerîm bulunan odada
sabaha kadar ayağını uzatmayıp uyumadığından bahsediyor!]

Günlerce, geceler boyu
bu işin üzerinde tartışmalar yaptık…

Mısır’da Cemaleddin ve
Abduh ile baş başa çok sabahladık.

1700 lü yıllarda yaşamış meslektaşımız hempherin hatıratını okurken Cemalettin,
Ne yapacağımız buldum
dedi… Gerçekten;

Bu dehşet bir buluştu..
Bu buluş, islam alemi ile buluştu…

Müslümanların ilerlemesini artık durdurmalıydık!
Onları kendi kitapları olan Kur’ân-ı kerîm ile vurmalıydık…

Bu dehşet buluş
iki kelime idi!
“Kur’an a uyalım …”

Evet
Kuran’a Uyalım!…
Önce tüm İslâm aydınların
beynine;
“Kurana uyalım’ı” yerleştirmemiz lazımdı…

Sonra
Tüm islam alemine..
Bu yayılmalı idi!
Kur’an a uyalım …

Tüm misafirler şaşırmıştı kurt bakışlı Türk ise
dikkat kesilmişti..

Gözlerimin içine bakıyordu…
Şimdi siz ne yapmak istiyorsunuz der gibi..

Salondan çıt çıkmıyordu.. Herkes ne diyeceğimi bekliyordu..

Ben dünyanın en büyük savaşını kazanmış
bir komutan edası ile salona baktım ve tane tane yavaş yavaş konuşmaya başladım…

Onlar bin yıldır Kur’ân-ı kerîme uyuyorlar! dedim!
Kur’ân-ı kerîme uyanlara, Kur’an a uyalım demek
Kur’ân-ı kerîme uymayı değiştirelim demektir…

Madem Kur’ân-ı kerîmi
değiştiremiyoruz!
Kur’ân-ı kerîme uymayı değiştirelim
ve bunun sloganı
KUR’AN A UYALIM!
olmalı…

bin yıldır;
“Peygamberlerinin açıkladığı şekilde” kurana uyuyorlar!
Hepsinin din anlayışı yani imanı aynı ve bu iman, kuran okuyanlarda da ve okuyup anlamayanlarda da ve okumasını bilmeyenlerde de aynı…

Bu îmân
Kur’ân-ı kerîm okunurken
hepsini ağlatıyor!
Allahü teâlânın
kitabı olduğunu biliyorlar!
Peygamberlerinin açıkladığı şekilde kurana uyuyorlar…

Bin yıldır,
Kuranı takkesiz dinlememeleri gerektiğine müstehap olduğuna, bünün Kur’ân-ı kerîme saygı olduğuna îmân ediyorlar…
Ve taviz vermezlerdi…

Madem Kuranı değiştiremiyoruz…

O zaman müslümanların kurana olan saygı ile birlikte kurandan anladıklarını yani imânlarını değiştirelim…

Peygamberlerinin kurandan anladığını ve açıkladığını bir kenara atalım…

Kendi anlayışları ile KUR’AN’a uymalarını sağlayalım…
Her birinin imânı farklı olur. fakat İmanları farklı olduğu halde kendilerini aynı imanda ve müslüman zannederler…

Bunu ancak ve sadece
KUR’AN A UYALIM ile yapabiliriz…

Kur’âna uyalım sözünü bütün aydınların beynine yerleştirmemiz lazım…

Evet bin yıldır,
Osmanlı’da, selçukluda
bir tane kuran tercümesi yoktu…

Hemen kuran tercümeleri yaptırmamız lazımdı ve her müslümanın kur’an dan kendi anladığına uymasını sağlamamız gerekiyordu…

Her kafadan İslamiyet adına farklı bir ses gelmeli idi…

İşimiz zordu zaman istiyordu.Bu büyük bir projeydi..

İslamın birliğinin kalbine saplanacak bir hançerdi…

İlk iş buna karşı duracak buna engel olacak âlimler yok edilmeli..

Ortadan kaldırılmalı idi ve kur’an a uyalım sözü dalga dalga yayılmalı idi.Bu bir devrimdi…

Karşı çıkacak ve toplumu uyaracak alimler kalmamıştı.
Kimse, hayır Kur’an a uymayalım diyemezdi…

Biz, Kur’an a uyalım ile
Kur’an a uymayanın şeklini değiştiriyorduk…

Kuran ile müslümanları vurmuştuk…

Onlar Peygamberinin, sahabelere öğrettiği şekilde, sahabelerin müctehid imamlara yazdırdığı şekilde Kur’an a uyuyorlardı…

Buna (Edille-i şer’ıyye) diyorlardı…

Kur’ân-ı kerîm kitabları gibi,
İmanları da hakiki ve birdi.
Şimdi ise kitapları hakiki bir olacak…

Ancak Ku’ran dan aldıkları
imanları farklı olacaktı…

Kur’an a uyarken kendi kendilerine oluşturacakları yeni yeni İmanlar oluşacak (farklı anlayışlarından dolayı) mecburi bu imânlar değişik olacak ve herbiri farklı iman etmiş olacaklardı …

Bu gerçekten dehşet bir proje idi ve
Kur’anı değiştirmeden müslümanların imanını değiştirme, yok etme projesi idi…

Bu tahribatı anlamaları
mümkün değildi çünkü artık bunu anlayacak alimleri yoktu ve kur’an a orijinal hali ile duruyordu…

Yapılanı
Anlamadılar…
Anlayamadılar…
Tüm aydınlar,
Tüm cemaatler,
Tüm din okulları,
Tüm islâm alemi,
KURANA UYALIM Kampanyasına katıldılar…

İlk kuran tercümesini
ZEKİ MEGAMİZ adlı bir hristiyan araba yazdırmıştık…

İlk meali ise
MİSAK isimli bir Ermeni’ye…

Tercümeler ve mealler çoğalmaya başladıkça artık her kafadan bir ses geliyordu..

İslam adına farklı cemaatler türüyordu.
Her cemaat kendi yolunu görüşünü, savunuyordu…islam birliğini yok etmiştik…

Hemde KUR’AN ile…

Müslümanlar Kur’an a uyduğunu zannederken kur’an dan, peygamberlerinin anladığını bırakıyorlar ve insanların yorumlarına, görüşlerine anladıklarına uymaya başlıyorlardı…

Kafalar karışmıştı..
Ayrılma ve bozulma devam ediyordu…

Kur’an a uyalım sesleri yükseliyordu…

Kurandan çıkan farklı manalar yeni yeni değişik imanlar oluşturuyordu…

104 İncilden dört incil çıkmıştı
Bir Kurandan binlerce imân!
Bu İstanbul’u feth etmekten daha büyük devrimdi…

Kur’anları hakiki ve bir fakat anlayışları ve imanları farklı müslümanlar…

Artık Kur’ân-ı kerîm okunmaya başladığında abdest alıp başında Takke bütün işlerini bırakmış iki diz üzerine oturup nefesi tutulmuş gözünden yaş akan insanlar yoktu…

Kuranı okumak için abdest almaya gerek olmadığını,
Kuran’ın öcü olmadığını kur’an a uyulması gerektiğini, haykıran yüzlerce din adamlarımız evet bize çalışan din adamları yetişmişti…

Artık Kur’anı ölülerinize okumayın kur’an a uyun diye haykıran şairleri vardı…

Megamizlere ihtiyaç yoktu, Kur’an a uyalım diyen ancak bu işin nasıl olacağını bilemeyen..
Yani herkesin kendi anladığına uymasının kurana uymak olduğunu sanan topluluğu oluşturmuştuk…

Artık kur’an a uyalım diye bağıran Kur’ân-ı kerîme uymanın
saygı ile başladığını bilmeyen
Kur’an a saygısız müslümanlar çoğalıyordu…

Herkes
Kurana uyulmadığı için,geri kalındığını dinden uzaklaşıldığını söylüyor ve tekrar kur’an a uyalım diye bağırıyorlardı…

Kur’an a uyalım diyenlerin sayısı artıkça..
O eski abdestli iki diz üzerinde anlamadan gözleri yaşlı kuran dinleyenlerin sayıları yok oluyordu…

Artık islam toplumu
Kur’ân-ı kerîme nasıl uyulur
bilmiyordu..

Sadece ellerinde orijinal Kur’ân-ı kerîm, dillerinde kur’an a uyalım kelimesi vardı…

Osmanlı da
bir hoca bana,
Allahü teâlânın peygamberlerin sıfatlarını,
32 farzı,
islamın imanın şartlarını
Namazın farzlarını,
Ve bir çok konuyu,
ezberletmişti…
Yani hakiki İslâmı öğretmişti ve Kur’ân-ı kerîme uymak bu demişti…

Şimdi gusül abdestinin nasıl alındığını bilmeyen kur’an a uyalım diye bağıran bir topluluk oluşturmuştuk..

İslamın öğreti sistemini değiştirmiştik…

Hep bir ağızdan bağırıyorlardı…

Kur’an a uyalım evet Kur’an a uyalım …

[Halbuki
Yukarıdaki bilgileri öğrenmek
Peygamberlerinin açıklaması ile kurana uymaktı..
Eskileri buna (ef’âl-i mükellefîn) ve [EDİLLE-İ ŞER’IYYE] diyorlardı..]

Ben konuşmamı bitirmiştim ortalıkta çıt yoktu…

Nefesler kesilmiş herkes bana bakıyordu kurt bakışlı Türk’ün gözlerine baktım o da şaşkındı ve bana bakıyordu ve gözlerinden iki damla yaş akıyordu..

Biliyordu artık bunun düzelmesi imkansızdı..

Kur’an a uyalım anlayışı ahtapotun kolları gibi tüm islam alemini sarmıştı…

Toplantıdan çıkarken İngiliz konsolosun, kulağına bu Türk kim diye sordum…

Albay Hüseyin FEYZULLAH (Alparslan TÜRKEŞ )dedi…

Papaz Jeff Warren

…………

26 Haziran 2025

Ankara

Bu yazıyı paylaş:

Türk ve İslâm tarihi üzerine çeşitli araştırma çalışmaları olan yazar, Yozgat’ta dünyaya gelmiş eğitim yaşamına Ankara’da devam etmiştir. Lise yıllarında, Mamak Askeri Cezaevinde yatmakta olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu ziyaret etmek suretiyle onunla tanışma bahtiyarlığına erişmiştir. Kara Kuvvetleri Astsubay Sınıf Okulu’ndan...

Yorum gönder