Çerkes Sürgünü Ve Soykırımı
Mustafa Uçar
21 Mayıs 1864, Kafkasya tarihinin en trajik kırılma noktalarından biri olarak hafızalarda yer edinmiştir…
Bu tarih, Rus İmparatorluğu’nun Kafkas-Rus savaşlarını resmî olarak sona erdirdiği gün kabul edilse de Çerkesler açısından büyük bir yıkımın, zorunlu göçün ve toplumsal parçalanmanın sembolü hâline gelmiştir…
- yüzyıl boyunca Çarlık Rusyası’nın Kafkasya üzerinde yürüttüğü yayılmacı siyaset, bölgedeki yerli halkların hayatını derinden etkilemiş; özellikle Çerkesler yoğun askerî baskı, zorunlu iskân politikaları ve kitlesel sürgün uygulamalarıyla karşı karşıya kalmıştır…
Yaklaşık bir asır süren mücadele sürecinde Çerkesler, bağımsızlıklarını ve yaşadıkları coğrafyayı koruyabilmek amacıyla büyük bir direniş göstermiştir…
Ancak Rus ordusunun askerî üstünlüğü ve nüfus politikaları sonucunda Kafkasya’nın demografik yapısı köklü biçimde değiştirilmiştir…
Rus yönetiminin uyguladığı askerî yöntemler, yalnızca savaş alanıyla sınırlı kalmamış; sivil halkı doğrudan hedef alan politikalar da yürütülmüştür…
Köylerin yakılması, tarım alanlarının tahrip edilmesi, halkın açlık ve göçe zorlanması, Kafkasya’daki yerli nüfusun bölgeden tamamen uzaklaştırılmasını amaçlayan bir stratejinin parçası hâline gelmiştir…
Bu süreçte yüz binlerce Çerkes, Karadeniz kıyılarına sürülmüş ve Osmanlı topraklarına göç etmeye mecbur bırakılmıştır…
Göç süreci son derece ağır şartlar altında gerçekleşmiştir. Yetersiz gemiler, salgın hastalıklar, açlık ve susuzluk sebebiyle binlerce insan hayatını kaybetmiştir…
Dönemin Osmanlı kayıtları ile Avrupalı gözlemcilerin raporları, liman şehirlerinde yaşanan insanlık dramını ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır…
Trabzon, Samsun, Sinop ve İstanbul gibi merkezlere ulaşabilen muhacirler ise yoksulluk, barınma sorunları ve hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmıştır…
Özellikle kadınlar, çocuklar ve yaşlılar sürgünün en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmıştır…
Modern tarih yazımında Çerkes sürgünü ve yaşanan kitlesel ölümler, birçok araştırmacı tarafından soykırım kavramı çerçevesinde değerlendirilmektedir…
Çünkü Rus İmparatorluğu’nun hedefi yalnızca askerî direnişi sona erdirmekten ibaret kalmamış; bölgenin etnik ve demografik yapısını bütünüyle değiştirmeye yönelmiştir…
Kafkasya’nın yerli halklarının büyük bölümünün anayurtlarından koparılması, nüfusun önemli kısmının hayatını kaybetmesi ve kültürel yapının parçalanması, bu sürecin tarihî boyutunu daha da ağırlaştırmaktadır…
Bu nedenle 21 Mayıs 1864, Çerkeslerinhafızasında bir sürgün günü olduğu kadar büyük bir felaketin ve tarihî travmanın simgesi olarak yaşamaktadır…
Osmanlı Devleti, Kafkas muhacirlerini Anadolu, Rumeli, Suriye ve Ürdün’e kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yerleştirmiştir…
Anadolu’ya gelen Çerkesler kısa süre içerisinde yeni yaşam alanları kurmuş, bulundukları bölgelerin sosyal ve kültürel yapısına önemli katkılar sağlamıştır…
Tarım, hayvancılık, askerlik ve devlet hizmetlerinde aktif rol üstlenen Çerkesler, Osmanlı Devleti’nin son döneminden itibaren siyasî ve askerî hayatta etkili bir konuma ulaşmıştır…
Cumhuriyet döneminde de Türkiye’nin gelişimine katkı sunan pek çok asker, bürokrat, sanatçı ve akademisyen Çerkeskökenli olmuştur…
Bu durum, Çerkeslerin Anadolu’daki tarihîvarlığının güçlü biçimde devam ettiğini göstermektedir…
Kafkasya’dan Anadolu’ya uzanan bu zorunlu göç hareketi, Türk tarihinin ortak hafızasında derin izler bırakmıştır…
Türk milleti tarih boyunca Balkanlar, Kırım, Kafkasya ve Türkistan’da benzer sürgünler ve göçlerle karşı karşıya kalmış; büyük acılar yaşamıştır…
Bu sebeple Çerkes sürgünü, yalnızca belirli bir halkın yaşadığı tarihî bir trajedi olarak değerlendirilmemektedir…
23 Mayıs 2026
Ankara
İlgili
Türk ve İslâm tarihi üzerine çeşitli araştırma çalışmaları olan yazar, Yozgat’ta dünyaya gelmiş eğitim yaşamına Ankara’da devam etmiştir. Lise yıllarında, Mamak Askeri Cezaevinde yatmakta olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu ziyaret etmek suretiyle onunla tanışma bahtiyarlığına erişmiştir. Kara Kuvvetleri Astsubay Sınıf Okulu’ndan...



Yorum gönder