Naldatan S-400

Naldatan S-400

Naldatan S-400

Eski Türklerin değişik savaş taktikleri ve teknik harp hileleri vardır.Bunlardan biride naldatan denilen bir düşman aldatma taktiğidir.Düşman askerleri, Türk atlılarının peşine düştüğünde önce düşmanın takip etmesi sağlanır sonra atlar mahmuzlanır hız arttırılır.

Mesafe açıldıktan sonra tenha bir yerde atlardan inilip seri bir şekilde atların nalları çıkarılıp ters yönde takılır ve tekrar takip eden düşman atlılarının geleceği muhtemel bir yola çıkılır ve uzaklaşılır.

İzleri takip edenler belli bir noktaya gelince, atların nal izlerinden takibi sürdürürler.Tabiki nallar ters çevrildiği için düşman askerlerinin kafası karışır ve ne yapacaklarını bilemezler.

Artık iş işten geçmiştir.Bunu bilen Türk atlıları kurt kapanı taktiğini uygulayarak düşmanı çembere alır ve imha ederler…

Çirmen savaşı buna bir örnektir:

Sırp kral Jovan Uglješa, I. Murad Anadolu’dayken Edirne yönüne saldırıp Osmanlı Devleti’ni hazırlıksız yakalamak istedi.

Sırp ordusunun mevcudu 70.000 kadar asker idi. Karşısına çıkan Lala Şahin Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusu sayıca çok az, 800 kişi öncü birliktir, ancak taktiksel yönden bu kuvvet yüksek manevra kabiliyetine ve daha üstün taktiklere sahipti.

Sırp ve Makedon birliklerinin ilerlemesine izin veren Osmanlı kuvvetleri, Çirmen mevkiinde geceleyin düşman ordusuna saldırdı.Lala Şahin Paşa Naldatan ve Kurt kapanı taktiğini uyguladı.Ne olduğunu anlayamadan hazırlıksız yakalanan ve panikleyen düşman ordusu, hatlara sızan Osmanlı atlılarının, Sırp ve Makedon komutanlarını öldürmesi ile darmadağın edildi.

Savaş, Osmanlı Devleti’nin zaferi ile sonuçlandı. Sırp tarafı binlerce zayiat verdi ayrıca binlerce Sırp askeri kaçmak isterken Meriç nehrinde boğuldu. Muharebeden sonra Meriç Nehrinin rengi ölü Sırp askerlerinin kanlarından kırmızıya döndü.

Aktüel konumuza geçecek olursak…

Sayın Cumhurbaşkanı’nın İsrail’in şahsında birtakım güçlere meydan okumasına istinaden şu sorular akıllara geliyor ;

“Erdoğan’ı böylesine özgüvenle konuşturan ve bir anlamda ‘hodri meydan’ dedirten güç nedir dersiniz?”

“Demir tavında dövülür” deyimi gereği aşağıdaki değerlendirmeleri yapmak elzem oldu.

Öyle ise bilgiler henüz taze iken ve gelişmeler sıcaklığını muhafaza ediyorken neden öyle düşündüğümüzü izah edelim…

El’an yukarıdaki sualde Erdoğan’ın Türkiye düşmanı güçlere meydan okumasını “bir güce” dayandırdığı çıkarımında bulunmuştum dikkat edileceği üzere…

Evet, Sayın Cumhurbaşkanı’nı yeterince tanıyan ve söylemlerindeki vurgulardan hangi mesajları vermek istediğini değerlendirme imkânına sahip olanlar, bu meydan okumanın ciddi bir arka planı olduğunu da gayet iyi bilirler.

Nitekim birkaç gün geçmeden, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı mühim ve stratejik birimler, çok da alışık olmadığımız bir açıklamalar silsilesiyle kamuoyunu aydınlatma yoluna başvurdular.

Bahsini ettiğim husus elbette ki “Çelik Kubbe” eksenli…

Konuya girmeden evvel şu hususa özellikle dikkati çekmek isterim.

Erdoğan’ın yönettiği Türkiye, bitirmediği ve her an aktif hâle getiremeyeceği hiçbir projeyi, “yapıyoruz” diye açıklamaz.

Stratejik ehemmiyeti haiz olmakla birlikte çeşitli manipülasyonlara açık bu türden projeler açısından bakıldığında, aksini düşünmek de mümkün değildir zaten…

İHA-SİHA, millîmuharip uçaklar, uçak motorları ve benzeri şeyler yapılırken de aynı yöntem uygulandı ve “yapıyoruz” denen bu çok kıymetli savunma sanayisi unsurları, çok kısa süre sonra tamamlanmış olarak milletin huzuruna çıktı.

“Çelik Kubbe” ile ilgili haber ve yorumları yakından izledim.

Haber içeriklerinde ve yorumlarda özellikle de Aselsan yetkililerinin şimdiye kadar hiç olmadığı biçimde detaylı bir bilgilendirme yöntemi seçtiklerini gördüm.

Öyle ki bir TV programında yarım saati aşkın bu proje anlatıldı.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, bu rutin dışı açıklamaların tek bir açıklaması vardı nezdimde…

“Bu iş çoktan bitmiş !..”

Bu hususa dair kanaatimi pekiştiren bir diğer nokta ise S-400’lerin alınma sürecindeki gelişmeler oldu.

Değerlendirmem odur ki “Çelik Kubbe” projesi, anılan süreçte çok kritik bir virajda idi ve Türkiye, dikkatleri başka noktaya teksif etmek maksadıyla ve çok da gerekmediği hâlde S-400 alımı yoluna başvurdu.

Konuyla ilgili tüm ülkeler ve hatta muhalif kamuoyu bu hususu tartışırken kervan yoluna devam etti ve hep birlikte “Çelik Kubbe”nin selameti için istemeyerek de olsa çalışmış oldular.

İşte, bendenizin “Çelik Kubbe” ile ilgili bu iddiam, herhangi bir kaynağa dayanmaktan ziyade bu tecrübelere ve değerlendirmelere istinat ediyor.

Bu bağlamda Sayın Cumhurbaşkanı’nın şu açıklamaları hayati derecede önemlidir.

Hatırlanacak olursa Erdoğan şubat ayında, “Yıllar önce başlattığımız projeler şimdi hepimiz için gurur kaynağı olan uçaklara, tanklara, gemilere, füzelere ve roketlere dönüşüyor. Türkiye, savunma sanayisinde kelimenin tam anlamıyla bir destan yazıyor.” demişti.

İşte “Çelik Kubbe” ile ilgili bilgiler de kamuoyuna bu konsept çerçevesinde deklare edildi.

Kamuoyuna açıklanan bu kompleks proje özetle şu hususları içeriyor; Çelik Kubbe, Türk hava sahasının tamamını kapsayan bir “güvenlik şemsiyesi” olarak tasarlandı ve “çok alçak irtifalardan en yükseğe” ve “çok kısa menzilden uzun menzile” kadar değişen tehditlere yanıt verecek şekilde dizayn edildi.

Çok farklı nitelik ve güçteki silahları bir araya getireceği için “sistemler sistemi” olarak nitelendirilen Çelik Kubbe’ninprojesi için ASELSAN, ROKETSAN, TÜBİTAK SAGE ile MKE firmaları işbirliği yaptı.

Bu firmaların geliştirdiği yerli ve millî sistemlerin yapay zekâdan da yararlanılarak birbirine entegre edilmesiyle de bahsi edilen “güvenlik şemsiyesi” husule geliyor.

Evet, tebarüz eden bu bilgiler ışığında, dost meclislerinde şahsıma yöneltilen sorular önemli ölçüde cevabını buluyor ve taşlar bir anlamda yerine oturuyor görüldüğü üzere…

Bundan sonrasında gerek Türkiye ölçeğindeki gerekse beynelmilel çaptaki gelişmeleri bu bakış açısıyla izlemekte ciddi faydalar var…

Naldatan her dönem işe yarıyor anlaşılan…

Sağlıcakla kalın…

Bu yazıyı paylaş:

Türk ve İslâm tarihi üzerine çeşitli araştırma çalışmaları olan yazar, Yozgat’ta dünyaya gelmiş eğitim yaşamına Ankara’da devam etmiştir. Lise yıllarında, Mamak Askeri Cezaevinde yatmakta olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu ziyaret etmek suretiyle onunla tanışma bahtiyarlığına erişmiştir. Kara Kuvvetleri Astsubay Sınıf Okulu’ndan...

Yorum gönder