Türkçe’ye Dair 3

Mustafa Bozok Türkçe’ye Dair 3

Türkçe’ye Dair 3

Mustafa Uçar

“Güzel Türkçem; ruhuma üflenen sır, ağzımda annemin sütüsün…”
Börükay

……

Türk dili, tarih boyunca kültürümüzün, düşünce dünyamızın ve kimliğimizin en temel taşlarından biri olmuştur…

Farklı coğrafyalarda yaşayan milyonlarca insanı bir araya getiren bu dil, geçmişten günümüze taşınan ortak mirasımızdır ve gelecek nesillere aktarılması hepimizin sorumluluğudur…

Dil, iletişim aracı olmanın ötesinde; tarihimizin, edebiyatımızın, düşünce birikimimizin ve kültürel değerlerimizin de taşıyıcısıdır…

UNESCO 3 Kasım 2025 tarihinde Özbekistan’ın kadim şehri Semerkand’ta düzenlenen 43. Genel Konferansı’nda aldığı kararla 15 Aralık’ı resmen “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” olarak ilan etti.

15 Aralık, Türkolog Vilhelm Thomsen’in, Orhun Yazıtları’nın Türk dilinde yazıldığını 1893 yılında uluslararası bilim dünyasıyla paylaştığı gündür…

Bu karar, Türk dilinin evrensel değerini ve farklı coğrafyalarda yaşayan milyonlarca insanı birleştiren gücünü bir kez daha teyit etmektedir…

Dünya Türk Dili Ailesi Günü, dilimizin zenginliğini, tarihini ve kültürel mirasını hatırlamak, korumak ve gelecek nesillere aktarmak için önemli bir fırsattır..

Türkçenin bin yılları aşan yazılı metinleriyle bir kültür, medeniyet dili olduğu gerçeğinden hareketle, günlük dilin ve “arıdil” olarak nitelenen daraltıcı yaklaşımların ötesine geçilmesi bir devlet siyaseti olarak düzenlenmeli…

Dil devrimi sürecinde arapça ve farsça kelimelere karşı yürütülen ve esasında edebiyatımızın ve düşüncemizin malı olmuş çok sayıda kelimenin dışlanması ile oluşan fakirliği ortadan kaldırıcı programlar uygulanmalı…

Bu süreçte bilhassa kavram veya terim mahiyetindeki kelimeler kaybedilmiş, yeni uydurulanlar bunların yerini tutamamış ve sonuçta batı kökenli kelimeler yaygın olarak tercih edilir olmuştur.Batı kaynaklı kelimelerin dilimizi istilasına karşı ciddi tedbirlerin devreye sokulmasında daha fazla geç kalınmamalı…

Öncelikle devlet dilinde ve öğretim dilinde yaygınlaşan çok sayıda yabancı kelimenin yerine türkçeleri tercih edilmeli…

Kanunlar başta olmak üzere devlet metinleri doğru türkçe ile yazılmalı ve batı dillerinden geçen yabancı kelimeler, eğer günlük dile yerleşmemişse kullanılmamalı…

Dil alanında otorite yokluğu, kendini hissettirmektedir. Türk Dil Kurumu’nun üzerine düşeni yapmaması/yapamaması, bu alandaki olumsuzlukların yaygınlaşmasına yol açmaktadır…

Birçok alanda terim birliği sağlanamamıştır. Osmanlıca terimlere karşı yapılan terimler kısmen yerleşmiş, fakat genel olarak tutmamıştır. Bu durumda latince kaynaklı terimler ağırlık kazanmaya başlamıştır…

Terim farklılaşması kurumlar, üniversiteler ve hatta kişiler ölçeğinde devam etmektedir…

Terim birliğinin sağlanamamasının dil ve bilim alanında ciddi meseleler doğurduğu görülebilmektedir…

Terim meselesini makul ölçüler içinde ele alan komisyonlar oluşturularak mutabakat sağlanmaya çalışılmalıdır.Dünya değişim dönemlerine mahsus ağır gündemi ile bizi kuşatıyor…

Her şeye rağmen esas gündemimizi unutmamalıyız. Asırları aşan kudretli bir dilimiz, zengin bir edebiyatımız ve büyük şair ve yazarlarımız olduğu için ayakta ve güçlü olduğumuzu hatırdan çıkarmamalıyız…

Dilimizin bize verdiği gücü bilerek, edebiyatımızın bizi ayakta tuttuğunu görerek adımlarımızı atmalıyız..,

Maddî gelişme-Manevî/kültürel gelişme ilişkisi İktisadımızı geliştirerek refah seviyemizi yükseltiyoruz, maddî varlığımızı artırarak kuvvetleniyoruz…

Son 20 yılda Türkiye bu anlamda bir kaç Türkiye oldu. Bu elbette memnuniyet verici. Madden güçlenirken manen (dil, kültür, ilim) ne durumdayız? Maneviyatı münhasıran dinî alan olarak görmemelidir…

Dilimiz maneviyatımızın yapıcısıdır, yaşatıcısıdır. Ona verilen zarar, maneviyatımıza verilmiş demektir. İnsan dünyayı kelimeleştirir; kelimelerin dünyasında konuşur, yazar, düşünür ve böylece hayat bulur. Dilin bütün unsurları birbiriyle irtibatlıdır. Her hangi bir ögesi diğerinin varlığı ile değer kazanan bir sistemdir dil…

Zincirin bir halkası kırılınca, kopuş umumî olur.Dilimizin karşı karşıya kaldığı müdahale, anlam alanlarımızın tahrib olmasına yol açtı, zihnimiz ağır hasar gördü. Bunu bilerek, binlerce yıl içinde oluşturduğumuz zengin dille konuşmanın, yazmanın, düşünmenin öneminin altını çizmeliyiz…

Bir taraftan millete mal olmamış uydurma ve dil zevkine aykırı kelimeler, öte yandan kayıp kelimelerimizin yerine batıdan ithal kelimelerin konulması hali ile karşı karşıyayız…

Gerçek ve zengin türkçeyi ancak Milli Eğitimimiz, Kültür Bakanlığımız ayakta tutabilir.Manevi/kültürel gelişmenin sağlanamaması, bizi maddî gelişmenin yol açtığı sorunlarla baş etme gücünden yoksun kılar…

18 Aralık 2025

Ankara

Bu yazıyı paylaş:

Türk ve İslâm tarihi üzerine çeşitli araştırma çalışmaları olan yazar, Yozgat’ta dünyaya gelmiş eğitim yaşamına Ankara’da devam etmiştir. Lise yıllarında, Mamak Askeri Cezaevinde yatmakta olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu ziyaret etmek suretiyle onunla tanışma bahtiyarlığına erişmiştir. Kara Kuvvetleri Astsubay Sınıf Okulu’ndan...

Yorum gönder