Batı İlmi̇ Sömürmek İçin Kullanır – Müslüman Ahlâkı Hidayet Vesilesidir
Mustafa Uçar
Kristof Kolomb, 25 Haziran 1503’te karaya oturan gemileriyle birlikte Jamaika’da yaklaşık bir yıl mahsur kaldı…
Bu süreçte Kolomb ve ekibi, adanın güzelliklerini keşfederken maceraları, zorlukları ve komik anılarla dolu koca bir yıl geçirdi…
Jamaika’nın egzotik atmosferinde, bölgenin yerli halkı olan Aravak Kızılderilileri, Kolomb ve ekibini sıcak bir misafirperverlikle karşıladı…
İlk başlarda yerel halk, onlara yiyecek ve barınak sağladılar ama zamanla günler haftalara, haftalar aylara dönüştükçe Kolomb ve yerli halk arasındaki ilişkilerde gerginlik belirdi…
Kolomb’un ekibi, yerli halka kötü davranmaya başladığında Aravaklar, onlara gösterdikleri yardımlarını kestiler…
Kolomb’un yaşadığı bu sıkıntılı anlarda “Regiomontanus” lakaplı Johannes Müller von Königsberg belirdi…
Onbeşinci yüzyılda yaşamış Alman matematikçi ve astronom Regiomontanus, 1475-1506 yılları arasında gelecek astronomik olayları, gökyüzünde neler olacağını anlatan bir almanak yayımladı…
Denizcilerin başucu kitabı olan bu almanak, Kolomb’un da elinin altında vardı. Almanağı inceledikçe ekibini kurtaracak bilgiilere de erişti. Mesela 4 Mart 1504’ün perşembe akşamı, tüm Dünya’da görülecek bir Ay tutulması gerçekleşecekti…
Ay tutulmasından üç gün önce Kolomb, Aravak şefi ile bir toplantı düzenledi…
Şef ile konuşurken kendilerine yiyecek sağlanmamasının Hristiyan Tanrısı’nı öfkelendirdiğini dile getirdi. Hatta Tanrı’nın gazabının açık bir işareti olarak üç gün sonra yükselen dolunayın neredeyse tamamen yok olacağını ve kızıl bir renge bürüneceğini söyledi…
Gerçekten de üç gün sonra 29 Şubat gecesi dolunay soluklaştı ve alev rengine dönüşmüştü. Yerli halk, bu olağanüstü manzara karşısında dehşete kapılarak Kolomb’un gemisine doğru çığlık çığlığa koşuşmaya başladılar…
Kolomb’a, Tanrı ile iletişim kurması için âdeta yalvardıkları söylenir. Eğer Tanrı, Ay’ı eski hâline getirirse, kendileri ile iş birliği yapacaklarını söylediler…
Kolomb, Regiomontanus’un almanağından yararlanarak tutulmanın süresini ustaca hesaplamıştı…
Hesabından şaşmamak için de tutulmanın sona ermesinden birkaç dakika önce ortaya çıktı. Halka, Tanrı’nın onları affettiğini ve Ay’ın eski hâline döndüğünü müjdeleyerek Tanrı’nın gazabından korkan yerel halkın içini ferahlattı…
Gerçekten de dediği gibi, Ay yavaş yavaş normale döndü ve Aravaklar, söz verdikleri gibi Kolomb ve ekibi Jamaika’dan ayrılana kadar onların peşinden ayrılmadılar…
1504 yılında Jamaika’da yaşanan bu Ay tutulmasını, Kolomb kendi çıkarına göre kullanmıştı. Jamaika’da mahsur kaldığı süre boyunca yaptığı bu dahice plan sayesinde gül gibi yaşayıp gitti…
Tutulma sona erdiğinde Tanrı tarafından affedildiği sanan yerliler mutlu bir şekilde yaşamlarına devam ederken tabii ki sömürüyü haklı kılmasa da evrenin işleyişinin bilincinde olan Kolomb ise defterine şu notu düştü: “Cehalet her zaman köleliği getirir.”
ENDONEZYA’DA BİR MÜSLÜMAN TÜCCAR
Dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesi Endonezya 5 akçelik bir kumaş sayesinde Müslüman oldu…
Hadise şöyle:
Kendi halinde bir tüccar bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya’ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. Kumaşları kaliteliydi. Tam da Halkın aradığı cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi. Bir gün geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan. Merak etti, sordu:
– Hangi kumaştan sattın?
-Şu kumaştan efendim.
-Metresini kaça verdin?
-On akçeye.
-Nasıl olur?” diye hayret etti,
-Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu? Eleman gitti, müşteriyi buldu, getirdi. Dükkan sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, helâllik istedi ve fazla parayı müşteriye uzattı. Müşteri şaşırmıştı. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu…
-Ne demekti hakkını helâl et?
Olay kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı. Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı…
Kral sordu:
-Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk, ne de gördük. Bunun aslı nedir?
-Ben, dedi tüccar, bir Müslüman’ım. İslâm dini böyle emreder. Müşterinin bana hakkı geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram girmişti. Ben sadece bir yanlışı düzelttim.
Kral,
-İslâm nedir, Müslümanlık nedir? gibi peş peşe sorular sordu. Birer birer sorularını cevapladı. Kral ilk defa duyuyordu böyle bir dinin varlığını. Fazla zaman geçirmeden İslâm’ı kabul etti. Daha daha sonar kısa süre içinde de halk Müslüman oldu…
250 milyonluk nüfusa sahip olan bugünkü Endonezya’nın Müslümanlığı kabul etmesindeki sır sadece beş akçelik kumaştı. Yapılan tek şey vardı sadece: İnandığı gibi yaşamak, sahip olduğu güzellikleri çevresiyle paylaşmaktı…
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin müjdesi herkese açık: “Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir.” Yani, asıl etkili olan söz dili değil, hal diliydi. Konuşmaktan çok yaşamaktı. Anlatmaktan ziyade davranış dilinin devreye girmesiydi….
08.08.2025
Ankara
İlgili
Türk ve İslâm tarihi üzerine çeşitli araştırma çalışmaları olan yazar, Yozgat’ta dünyaya gelmiş eğitim yaşamına Ankara’da devam etmiştir. Lise yıllarında, Mamak Askeri Cezaevinde yatmakta olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu ziyaret etmek suretiyle onunla tanışma bahtiyarlığına erişmiştir. Kara Kuvvetleri Astsubay Sınıf Okulu’ndan...


