Öz Dedesinin Boynunu Vurdu
Mustafa Uçar
Dulkadiroğlu Beyliğinin en kudretli, en kurnaz şahı olan Alaüddevle Bozkurt Bey, kızı Ayşe Hatun’u II. Bayezid’e verdi…
Kimdir bu Ayşe Hatun (gülbahar hatun);
Yavuz Sultan Selim’in öz be öz annesi …
Yani Osmanlı tahtına oturacak olan o muhteşem, o dahi padişahın damarlarında Dulkadirli dağlı Türkmenlerin kanı akıyordu…
Bu evlilikler ; “Bana dokunursan sarayındaki eşini, tahtındaki şehzadenin dayılarını karşında bulursun” mesajı içeren acımasız birer siyasi pakttı…
Fakat işte o insani zaaf, o bitmek bilmeyen feodal kibir ve yaşlılık inadı koca beyliğin sonunu hazırladı…
Alaüddevle Bozkurt Bey, Osmanlı sarayında kendi torunu Yavuz Sultan Selim ile kardeşi şehzade Ahmed arasındaki taht kavgasında şehzade Ahmed’i destekledi…
Üstelik Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’e karşı o meşhur Çaldıran seferine (1514) giderken, öz dedesi Alaüddevle ona lojistik destek vermediği gibi, Osmanlı iaşe kollarını dağlarda vurdurdu, erzakları yağmalattı…
Alaüddevle, yaşının getirdiği o kibirle torunu Yavuz’u küçümsedi…
Amasya’da doğmuş bu çocuk bana sökmez, arkamda koca Memlük var diye düşündü…
Ama unuttuğu bir şey vardı.
Karşısındaki adam ne babası Bayezid’di ne de dedesi Fatihti. Milletinin birlği Devletin bekası için öz kardeşlerini öldürtmüştü…
Karşısında gözünü karartmış bir cihan hakimi, Mareşal bir Padişah duruyordu…
1515 yılındaki o trajik kırılma anı, Turnadağ’da vuku bulduğunda tarih buz kesti…
Yavuz Sultan Selim, Çaldıran dönüşü ordusunu bizzat dedesinin üzerine sürdü…
Göksun yakınlarındaki Turnadağ Muharebesi’nde, Dulkadirli atlıların o eski usul cesareti, Osmanlı’nın modern ateş gücü, topları ve yeniçeri disiplini karşısında darmadağın oldu…
Seksen küsur yaşındaki Alaüddevle Bozkurt Bey, dört oğluyla birlikte savaş meydanında can verdi…
Yavuz, öz dedesinin ve dayılarının kesik başlarını Kahire’ye, Memlük Sultanı’na bir gözdağı mektubu eşliğinde gönderdi…
Bu, sadece bir beyliğin yıkılışı değildi; feodal akrabalık bağlarının, saray ittifaklarının, makyavelist devlet aklı karşısında nasıl acımasızca kurban edildiğinin en kanlı, en insani kanıtıydı…
Şunu ifade etmekte fayda var;
Dulkadiroğulları’nın o sert dağ barikatı yıkılmasaydı, Osmanlı hiçbir zaman güneye inemez, Memlük Devleti’ni yıkıp Hicaz’ı, kutsal toprakları ve hilafeti ele geçiremezdi…
Turnadağ, Anadolu Türk birliğinin kılıçla atılan son düğümüydü…
Dulkadiroğulları’nın hikayesi bize şunu öğretir ;
İki devasa gücün arasında kız vererek, denge oyunu oynayarak, akrabalık hukukuna güvenerek sonsuza kadar yaşayamazsınız…
Zamanın ruhunu okuyamayıp, yeni dünyanın o mutlak ve acımasız askeri gücü karşısında hala eski feodal zihniyet ile dağ başlarında geyik avlamaya kalkarsanız; gün gelir kendi öz torununuzun ordusu, o çok güvendiğiniz dağları size mezar yapar, adınızı da tarihin satır aralarına kanla yazar …
12 Haziran 2026
Ankara
İlgili
Türk ve İslâm tarihi üzerine çeşitli araştırma çalışmaları olan yazar, Yozgat’ta dünyaya gelmiş eğitim yaşamına Ankara’da devam etmiştir. Lise yıllarında, Mamak Askeri Cezaevinde yatmakta olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu ziyaret etmek suretiyle onunla tanışma bahtiyarlığına erişmiştir. Kara Kuvvetleri Astsubay Sınıf Okulu’ndan...



Yorum gönder