3. Abdurrahmanın Tavi̇zi̇ Endülüsün Sonunu Geti̇rdi̇, Fati̇hi̇n Zekası Bi̇zansı Yıktı
Mustafa Uçar
“Benden eyerimi isteyin vereyim, atımı isteyin vereyim, çadırımı isteyin vereyim fakat vatanımdan hiç kimse bir karış toprak istemesin, vermem.”
Mete Han
………..
ENDÜLÜSÜN SONUNU GETİREN SÜREÇ
Papa 10. İoannes, 925 yılında Endülüs hükümdarı 3. Abdurrahman’a bir mektup yazarak şimdiki İspanya’nın Sevilla kentinde bulunan katoliklerce Aziz kabul edilen Isidorus un metruk kabrini onarmak ve ihya etmek amacıyla müsade istedi…
Mektubunda hükümdara övgüler ve methiyeler dizerek zât-ı alilerine bağlılıklarını bildirmiş ve bu masum isteklerinin kabul edilmesi ricasında bulunmuştu…
Endülüs Emevi Devleti o dönem en kudretli ve azametli dönemini yaşıyordu…
Üçüncü Abdurrahman , Papa’nın bu isteğini geri çevirmedi ve bir fermanla Isidorus’un kabrinin tamirine müsade etti…
Papalık bununla yetinmedi kabri tamir edip görkemli bir hale getirdikten sonra katoliklerin emniyetli bir şekilde her yıl orayı ziyaret etme müsaadesinide aldılar…
Düzenli olarak Avrupa’dan yılda bir kaç defa rahipler, öğrenciler, sanatçılar, bilim ve devlet adamları Aziz Isidorus’un mezarını ziyaret etmeye başladılar…
Böylece Avrupalıların zihinlerine Endülüs topraklarının aslında hristiyanlara ait oldulğu bilinci yerleşti ve tedricen Sevilla bölgesine hristiyanlar yerleşmeye başladı. Zaman içerisinde Müslüman nüfusundan fazla hristiyan nüfusu oluştu…
Onbirinci asrın ortalarına gelindiğinde hristiyanlar Endülüsün içinde önemli bir nüfusa yükselmiş ve devletin işleyişine tesir eden güçlü bir konuma erişmişlerdi…
Tarihçiler, Endülüsün dağılış sürecinin 1030 yıllardan itibaren başladığını ve mezkur mezar tamir olayının avrupalı hristiyanlarda meydana getirdiği şuur uyanmasının önemli bir dönüm noktası olduğunda mutabıklardır…
Sonuç hepimizin malûmu, taviz tavizi getirdi ve heyhat sekiz asırlık Endülüs İslam Devletinden eser dahi kalmadı…
FATİHİN DAHİYÂNE TAKTİĞİ
Fatih Sultan Mehmet, tahta oturduktan bir yıl sonra (1452) büyük toplar döktürdü her taraftan askerler topladı ve İstanbul’a doğru yürümeye başladı…
Bizans İmpratoru bu kadar büyük bir tehlikenin adım adım yaklaşması karşısında Sultan Mehmet’e elçiler göndererek barış için adeta yalvardı, istediği şartları kabul etmeye hazır olduğunu bildirdi. Sultan, elçilere şöyle cevap verdi:
“Efendiniz İmparatoru bu yalvar yakar durumda görmekten içim sızlıyor ve kendisinden barışı esirgemeye vicdanım razı olmuyor. İmparatordan tazminat olarak tek isteğim Boğaziçi kıyısında ve Avrupa yakasında olsa olsa bir sığır derisi genişliğinde bir avuç topraktır…”
Rumlar bu önemsiz isteğini yerine getirdiler ve sultan ordusunu geri çekti. Sultan daha sonra elçilere bir kaya parçası göstererek, bunun kendisine verilmesini istedi ve hemen orada sığır derisini çok ince şeritler halinde kestirp bunlarla boğazın tepesinde çevresi beş yüz adım tutan bir alanı kuşattırdı…
Kırk gün içinde buraya bir hisar inşa ettirdi. Hisarın etrafına her biri Muhammed adındaki harflerden birini temsil edecek beş yüksek kule diktirdi…
Kısa bir süre sonrada, tam karşısında bulunan Yıldırım Beyazıd Han’ın yaptırmış olduğu Anadolu hisarınıda tahkim ettirdi…
İki hisara da gerekli bütün toplar ve cephane ile birlikte iki güçlü garnizon yerleştirdi ve kalelerin muhafızlarına her gün Karadeniz’den İstanbul’a malzeme ve yiyecek getiren gemilerin geçmesine izin vermemelerini emretti. Sonra Edirne’ye döndü…
Nihayet saltanatının üçüncü ve Hicret’in 857. yılında Fatih Sultan Mehmet, büyük hedefini izhar etti, kalabalık bir ordunun başında İstanbul üzerine yürüdü ve şehri fethetti (1453)
……
Vatan toprağını arsa zanneden sığırlara ithaf olunur…”
14 Ağustos 2025
Ankara
İlgili
Türk ve İslâm tarihi üzerine çeşitli araştırma çalışmaları olan yazar, Yozgat’ta dünyaya gelmiş eğitim yaşamına Ankara’da devam etmiştir. Lise yıllarında, Mamak Askeri Cezaevinde yatmakta olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu ziyaret etmek suretiyle onunla tanışma bahtiyarlığına erişmiştir. Kara Kuvvetleri Astsubay Sınıf Okulu’ndan...


