Perspektif

Perspektif

Perspektif

Mustafa Uçar

“Gerçek, gecikmeyi sevmez.”
Seneca

…………

Ülkemizin tam ortasında yaşadığı bölgenin yeniden nasıl şekilleneceği merak ediliyor. Bu değişim yeni başlamış diyemeyiz…

Körfez krizinde ilk olarak dört ülkenin haberdar edildiğini, bunlar aynı ölçüde olmamakla birlikte başta ABD Rusya İngiltere ve Türkiye olduğu bilinen bir gerçektir…

ABD yenilgisinden sonra Irak’ın batı aleyhtarı bir çizgiye oturmuş olması son derece doğaldır. O halde ABD şunu yapmak isteyecektir; Irak’ın bir güç olarak ABD ve Rusya’nın çıkarlarına karşı koyacak bir potansiyele erişmesini engellemektir. Bu da bölmekle mümkündür…

Bu kapsamda Irak’ın bölünme istidadı yüksek görünüyor. Bölünmenin kriteri bellidir. Arap olan unsurlarla Arap olmayan, yani Kuzeyde Kürt ve Türklerin Araplardan ayrı, bir ölçüde bağımsız bir devlet kurmaları muhtemeldir…

İran ve Irak hep birbirine karşı kullanılan güçlerdir. Böyle olursa İran tek başına, Batı aleyhtarı tek güç olarak kalacaktır.
Irak’ın bölünmesi bu günlerde ortaya çıkan bir olay değildir. Birinci Körfez Savaşında da bu tartışılmaktaydı. ABD Irak’ı işgal edince siyasi yapılanmayı mezhep ve soy farkına göre şekillendirdi. Kuzey Irak’taki Kürt federatif yapısı giderek bağımsız hale geldi.

Suriye’deki olaylar bu ülkenin de bölüneceğini gündeme taşıdı. Kuzeyde bir Kürt federatif yapısının oluşması gündeme taşındı. Suriye’deki ayrışma daha çok mezhep farkından kaynaklanıyor. Ancak bunun Suriye’nin bölünmesine yol açacağını sanmıyorum. Türkiye destekli Şara yönetiminin, Suriye’nin bütünlüğünü koruyacağını, ancak bazı Kürt grupların ABD ve İsrail’in desteği ile hem Şara yönetimine hem de Türkiye’ye karşı potansiyel bir tehdit olmaya devam edeceğini söyleyebiliriz.

Bölgenin geleceği yalnız bölge halkını ilgilendirmiyor. Büyük güçler bu bölgedeki değişimden daha çok etkilenecektir. Zaten buradaki devletler büyük güçler tarafından kuruldu ve onlar tarafından yönetildi. Görünen yerli yöneticiler orayı kontrol eden büyük güçler adına hareket ettiler. Bu güçler ülke ekonomisini kontrol ediyor ve bundan yaralanarak kendi adlarına hareket eden bir yönetim oluşturuyorlardı.

Gerçekte buradaki demokrasilerle tek elden yönetimler arasında fazla bir fark yoktu. Şimdiki görünüm şudur: Büyük güçler enerjiyi kontrol etmek ve böylece dünya üzerinde egemenlik kurmak istemektedirler. Enerjide alternatif enerji kaynaklarına geçiş halen kullanılan enerji kaynaklarından vazgeçmeyi gerektirmiyor. Aksine yeni enerji kaynaklarına yönelme sürecinde eski kaynaklarının rekabetini engellemek için bunların kontrol edilmesi gerekiyor. İsrail ise vaat edilmiş topraklar idealine muvafık ölümcül siyasetinden vazgeçmeyecek görünüyor…

Buradaki ülkelerdeki değişimleri incelerken iç dinamiklere çok önem vermemek gerekir. Zaten iç dinamikler dış güçlerin kontrolü altındadır. Bu güçler kendi değer yargılarını yerli güçlere taşımak yerine onları kendi değer yargılarıyla kontrol ederler.

Geleceğin şöyle şekillenebileceğini söyleyebiliriz. Birinci Dünya Savaşından sonra bölgeyi kontrol eden güçler, başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinin kurduğu düzen sona erecek hatta sınırlar bile değişecektir. Bu değişim şeklen olmayabilir ama sınırlar anlamını kaybeder. Liderlik sadece uygun dış politikalarla sağlanmaz. Başta ekonomi olmak üzere bölge ülkelerinin kontrolü sağlanır ve devletler bir şekil unsuru olarak kalırlar…

3 Mayıs 2025

Ankara

Bu yazıyı paylaş:

Türk ve İslâm tarihi üzerine çeşitli araştırma çalışmaları olan yazar, Yozgat’ta dünyaya gelmiş eğitim yaşamına Ankara’da devam etmiştir. Lise yıllarında, Mamak Askeri Cezaevinde yatmakta olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu ziyaret etmek suretiyle onunla tanışma bahtiyarlığına erişmiştir. Kara Kuvvetleri Astsubay Sınıf Okulu’ndan...

Yorum gönder